8 Nisan 2015 Çarşamba

SYRIZA’nın Hükumetteki İki Ayı: Güçlükler ve Engeller

Giorgos Mavroidis, “Female Model”, 1971
Elena Papadopoulou & Michalis Spourdalakis

Müzakerelerin İlk Turu
 
Yeni Yunan hükumetiyle Avrupa Kurumları ve IMF arasındaki 20 Şubat anlaşmasından neredeyse bir ay sonra nerede durduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Buradaki “biz” hükumet değil. Hatta Syriza üyeleri ve seçmenleri de değil. “Biz”, saldırgan neoliberalizme ve onun Avrupa halkına dayattığı kemer sıkma politikalarına karşı güçlü bir demokratik yanıt gerekliliğini anlayan ve Syriza’nın zaferini Avrupa’nın muhafazakâr ve gerici dönüşüne karşı bir umut ışığı olarak algılayan herkesi içeriyor. Demokrasinin kaderinden endişelenen ve Yunanistan ve Avrupa’da çalışanların daha iyi bir geleceği olması için savaşmaya devam eden tüm demokratik ve politik liberal yurttaşlara kadar genişliyor. Bu nedenle tam olarak ne olduğunu ve niye olduğunu anlamamız önemli.

Şubat anlaşmasının içeriğine ve yorumlanmasına dair geçtiğimiz üç hafta boyunca pek çok şey yazıldı. Pek çokları Syriza’nın seçim vaatlerine ihanet ettiğini ve bunca zorlu yıldan sonra Yunanistan’da ve Avrupa’da Solu heyecanlandıran sosyal değişim vizyonundan uzaklaştığını bağırmak için koşturdu. Doğrudan ancak bu kadar uzak olunabilirdi.


İlk olarak, hükumetin bu süre boyunca karşılaştığı güçlüklerin anlaşılması gerekiyor. Bir yandan iç ve dış ödeme yükümlülüklerini zorlu likidite koşullarında yerine getirmesi lazım, diğer yandan en çok ihtiyacı olanı rahatlatma ilkesinden başlayarak sosyal haklar ve adaletin yeniden sağlanmasına, ekonominin yeniden harekete geçirilmesine ve gerekli dönüşümü yapabilmek için devletin çalışma biçimini anlamaya kadar kendi reform programını önceliklendirmesi ve uygulaması gerekiyor (şimdiye kadar hükumetin geçirdiği ilk ve tek yasa insani krize dair). Ve bunu devamlı olarak Avrupa’nın konsolidasyon başka bir yolu olamayacağını işaret eden artan politik baskı ortamında yapması gerekiyor.

20 Şubat’a böyle bakmamız gerekiyor: olumsuz bir pozisyondan ulaşılmış zor bir uzlaşma

Müzakerelerin İkinci Turu

Şimdi bu ay olanlara dönelim. Hükumetin esas hedefi  savunduğundan vazgeçmemekti. Politik olarak bu, başarısız olmuş kemer sıkma politikalarına bağlı tüm geçmiş anlaşmaların terk edilmesi pozisyonunu ve Yunanistan’la borç verenler arasındaki işbirliği temelinin, 20 Şubat’taki politik anlaşmanın bir tamamlayıcısı olarak Yunan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis tarafından gönderilen reform listesi üzerine kurulmasını savunmak anlamına geliyor. Aynı zamanda işbirliği kapsamının Yunanistan’ın büyümesi için koşulları yaratmaya dair ortak bir kaygı içermesi ve herhangi bir değerlendirmenin bu ortak hedef ruhuna uygun olması anlamına geliyor.

Ne yazık ki bazı borç verenlerin, kararın bu kasıtlı muğlaklığını yorumlaması böyle değil. Geçtiğimiz hafta boyunca anlaşmanın politik ruhunun açık ihlalini ve Yunan tarafında ne zaman ne de para olmadığı gerçeğine dayanarak hem gerçek hem de sürecin koşulları anlamında statükonun yeniden sağlaması için verilen düzenli çabaları gördük. [Alman Maliye Bakanı] Wolfgang Schauble'nin (diğerleriyle birlikte) sürekli "Troika", "var olan anlaşmanın tamamlanması" ve "Yunan devletinin yükümlülüklerini yerine getirmesi" vurgularını ancak böyle yorumlayabiliriz. Böylece belirsizlik iki tarafı keskin bir kılıç haline geldi: Bir yanda hükumete kendi gündemini örgütlemek ve uygulamaya başlamak için nefes alma fırsatı verdi ama diğer yandan objektif güçlüklerin, sürecin içine kendi yollarıyla girmeleri için ortam sağladı. Buna direnmek için çok çalışma olduğu kadar büyük bir kararlılık da gerekiyor.

Demokratik Kontrol ve Dayanışma

Bu süreçte iki şey olmazsa olmaz: bir yandan dayanışma, diğer yandan demokratik kontrolün dürüst, gerçekçi ve yapıcı bir şekilde kavranması. Bu zamanda Sola dair artan sorular çok ciddi ve karmaşık. Ve sosyal dönüşüm strateji ve taktiklerine dair yönelimimizi koruma mekanizması olarak haklı bir şekilde tartışmaya açıldılar. Avrupa’nın daha adil, daha eşit ve daha müreffeh ve bunlardan ayrılamaz bir biçimde yurttaşlarına bağlı ve hesap verebilir bir ekonomik ve politik bir alana dönüştürülebileceğini iddia ettik.  Bu iddianın doğru olup olmadığını henüz bilmiyoruz. Belirtilerin pek parlak görünmediği bir gerçek ama kırılmalar var ve koalisyonlar mümkün. Bu stratejinin sınırlarına dek gitmeliyiz ve demokrasi ve politikanın fırsat verdiği her şeyi kullanmaya çalışmalıyız diyoruz.

Dürüst ve yapıcı eleştiri bir şey, ama daha ilk adımları atarken projeden vazgeçmek bambaşka bir şey. İyi veya kötü bu noktada Syriza, Avrupa Solu için büyük bir bahis ve alabileceği tüm desteğe ihtiyacı var. Hükumet ayakta durmaya, güçlerini bir arada tutmaya çalışıyor. Bu, karşılaştığı ikilemler ve güçlüklere dair sürekli bilgi elde edebilmeyi, kritik kararlarda hangi yöne neden gidildiğinin açıkça tartışılmasını ve Yunanistan ve dışarıdaki sosyal ve politik müttefikleriyle yakınlık gerektiriyor.

Gelecek Mücadeleler: “Yeni Koşullar, Yeni Görevler”

Syriza’nın geçen ay kazandığı nefes alma fırsatı başarı için yeterli değil. Syriza’nın iktidara doğru kısa yürüyüşündeki gücü, kriz zamanı oluşan halkçı sosyal ittifakın sesi olmakta,  ona ilham vermekte ve harekete geçirmekteki etkinliğiydi. Parti iktidara ilerledikçe, göreli olarak zayıf örgüt yapısına bakarsak, en büyük sorunu sosyal alandaki varlığı korumak ve geliştirmek olarak görünüyor.

Syriza için tehlike hükumet görevlerine takılıp kendisi başarıya taşıyan stratejinin esas bileşenini bırakmak. Sol partilerin seçim başarılarının getirdiği tehlikeler iyi biliniyor. Hükumetçilik ve parlamentarizm, iktidardaki solun radikallikten uzaklaşmasının en başta gelen nedenlerindendir. Bununla birlikte, Yunanistan’ın durumunda Syriza’nın dikkatli olmasını gerektiren daha somut şeyler var: Parti kadrolarının devlet örgütüne transfer edilmesi parti örgütünü daha da zayıflatmakla kalmıyor, partinin kartelleşmesine de katkı veriyor ve bu nedenle demokrasi ötesi eğilimleri yeniden üretme tehlikesini taşıyor. Aynı zamanda politik tartışmaların odak noktası borçlularla müzakere olduğu için kamusal söylemin daha teknokratik bir hale dönüşmesi ihtimali bizi doğrudan diğer tarafın yörüngesine sokacaktır. Bu da karşılık verilmezse depolitizasyona ve partinin politik ve ideolojik koordinatlarının marjinalleşmesine yol açacaktır. Syriza’nın söyleminin temeli ülkenin mali ve ekonomik problemleri etrafındaki tartışmalarla sınırlı kaldıkça partinin harekete geçme kapasitesi zayıflayacaktır. Son olarak sosyal kriz öyle beklentiler yarattı ki var olan dayanışma ağlarını atlama ve kolektif yapılar ve ilişkilerden uzakta çözüm bulma baskısı şiddetlenebilir.

Daha da ötesi kısa iktidar yürüyüşü ve özellikle Bağımsız Yunanlarla mecburen kurulan hükumet koalisyonu, kaçınılmaz olarak son birkaç ayda sınıf söyleminin sulanarak daha “ulusal” bir söyleme dönüşmesiyle sonuçlandı ve Syriza’nın radikal profilinin tehlike altında olduğu görünür hale geldi. Bunlar, yeni üyelerin partinin radikal kültürü içinde sosyalleşmesi için yeterli zaman olmadığı gerçeğiyle birlikte, sonradan gelenler yabancılaşmadan önce yüzleşilmesi gereken konular. Partinin eğitim faaliyetlerinin daha önce olmadığı kadar güçlendirilmesi gerekiyor.

Parti – Hükumet İlişkisi

Yeni koşullar bir dizi sorunu öne çıkardığından beri, partinin hükumetle olan ilişkisi sorusu her zamankinden fazla önemli. Merkez Komite’nin (MK) ilk toplantısından da anlaşıldığı üzere parti içindeki tartışma hararetlendi. MK yeni sekreterini ve yeni Politik Sekreterliğini seçti ve bir anlamda partinin “yeni görevleri” üzerine tartışma başlattı. Birçok teknik düzenlemenin yanı sıra partinin esas derdi Syriza’yı iktidara taşıyan stratejiden vazgeçilmemesi: yani sosyal alanda varlığını devam ettirmek, hatta arttırmak. Çoğuna göre bu görevin başarılması, işçi sınıfı, işsizler, yoksullar gibi alt sınıflarla krizle yoğunlaşan yeni birikim modeli yüzünden ezilen geleneksel ve yeni küçük burjuvazi arasındaki sosyal ittifakı pekiştirecek. Syriza'nın radikal yönelimini korumanın ve sosyal dönüşüm hedefini kaybetmemesini garanti etmenin anahtarı budur.

Bu anlamda partinin rolü, gündelik pratiği değişmemelidir. Syriza, sosyal hareketlerin deneyimleri ve inovatif ilerlemeleri üzerine inşa ederek ve teknokratik kısıtları asgari de tutarak kamu kurumlarının demokratikleşmesi için bastırmaya devam etmelidir. Ayrıca kriz milliyetçi fikirlerin yükselmesine neden oldu ve bunun izleri Syriza’nın Bağımsız Yunanlarla yaptığı koalisyonda da görülüyor. Parti, enternasyonalist yaklaşımını korumaya ve cemaatçilikle savaşmaya devam etmelidir. Almanya’nın hegemonik etkisi altındaki egemen sosyal çıkarların AB’ye dayattığı saldırgan kemer sıkma politikalarının devamı olarak, ülkede milliyetçiliğin tetiklenmesi tehlikesi gerçek. Syriza bu bakımdan daha dikkatli olmalı.

Syriza hükumetinin önemli bir görevi de hukukun üstünlüğünün yeniden sağlanması. Sivil haklar ve özgürlükler, Yasal ve anayasal anlaşmalar, son beş yılda memorandumlardan çok çektiler. Partinin görevi hükumetin demokratik reformlarını savunmak ve desteklemek değil aynı zamanda onları sınıf meselelerine zeminine çekme ve ona bağlamanın yollarını bulmak. Son olarak Syriza’nın sosyal ve politik kurumlarındaki söylemsel ve eylemsel varlığının toplum odaklı olmaya devam etmesi gerekiyor. Syriza’nın çeşitli kolektifler ve sosyal ve politik kurumlara katılımı genişledikçe verili devletçilik modelinden kopacak koşullar geliştirilmeli. Bu, egemen olduğunu kanıtlamadan ve Syriza’nın kendi yeni radikal yollarına sızmadan önce eski rejimin kalıplarını ve davranış biçimlerini zayıflatmanın tek yolu.

Tüm bunlar, partinin anayasasında gereken ince ayara ek olarak, Syriza’nın bu konjonktürde karşılaşacağı büyük güçlüklerden. Bunlar kolay işler değil. Bununla beraber hiç kimse sosyal dönüşüm ve devlet-toplum ilişkilerinin demokratikleştirilmesinin basit olduğunu söylemedi. Syriza’nın radikal parti kültürünün güvencesiyle ve sınıf mücadelesinin partinin kapısının eşiğinde durmadığı bilincine sahip olduğumuz sürece bu yapılabilir bir şey.

Elena Papadopoulou, İktisatçı, Dışişleri Bakanlığı -Uluslarası Ekonomik İlişkiler
Michalis Spourdalakis, Siyaset Bilimi Profesörü, Atina Üniversitesi

Yazının İngilizcesi ilk olarak TheBullet. Socialist Project’te yayınlanmıştır. (E-Bültem, No. 1098 31 Mart 2015)

Analyze Greece 

Çeviri: Kontra Salvo

0 yorum: